Yorum: #1
12-21-2009, 16:14
"Êzidîler günde üç kez güneşe döner, dua ederler. Her isteyen çoluk çocuk olsun, genç yaşlı olsun, seyh olsun, emir olsun. Herkes güneşin karşısına geçer, içinden ne geliyorsa güneşe söyler. Belki insan soyunun şimdiye kadar söylediği, en güzel dualar bunlardır. Belki de en güzel türküler, en güzel şiirler bu dualardan çıkmıştır. Belki de Mezopotamya'nın bütün destanlarının temelinde bu dualar vardır" diyor Yaşar Kemal.
Efsaneye göre Tanrı'nın önce yanından kovup, yedi bin yıl sonra bağışladığı baş meleği Tavus, halkını göstermek için parmağıyla bir daire çizdi ve "daire içindeki bu halk benim halkımdır" dedi. Êzidî inanışına göre daire, ruh göçünü ve evrendeki uyumu ifade ediyordu. Ne var ki, Êzidîler, hem Müslümanlar hem Hıristiyanlarca şeytanla özdeşleştirilen Melek Tavus'a inanmanın bedelini yüzlerce yıldan beri ödüyorlar. Yezidiler uzak dağlara çekilmiş efsanevi bir halktırlar. Beyaz giysileri, dövmeleri, daireleriyle derin bir tarihleri var. Ve uzakta değil, bulunduğumuz coğrafyada yaşıyorlar(dı). Ve tarih boyunca bu topraklarda farklı din ve kültür inanç açısından azınlık durumunda olanlara uygulanan kıyımdan nasiplerini almışlardı bu insanlar. Kamuoyunda bilinen adlarıyla Yezidiler (Êzidîler), Ortadoğu'nun en eski Kürt asıllı halklarındandır. Dünya yüzünde, büyük bir çoğunluğu Kürdistan, Lübnan, Mısır, Cezayir, Gürcistan, Ermenistan (Erivan'ın köylerinde), Rusya (Moskova ve Sibirya'da) olmak üzere yaklaşık 1,5 milyon Yezidi'nin yaşadığı tahmin ediliyor. (Ancak bu sayıyı 500 bine kadar indiren kaynaklar da var.) 1800'lerin başında Mezopotamya topraklarında 120 bin, 1900'ların başında 37 bin, 1920'lerin başlarında genelde Ortadoğu, özelde Mezapotamya'da 18 bin olarak bilinmektedirler. Günümüzde ise Kuzey Kürdistan'ın, Mardin- Midyat, Şanlıurfa- Viranşehir, Siirt-Kurtalan, Batman-Beşiri, Diyarbakır-Bismil ve Çınar ilçeleri ile Hakkari ilinin bazı köylerinde yaşayan Êzidîler'in bu bölgelerdeki yaklaşık toplam sayıları sadece 600 civarındadır. 1800'lü yıllardan bu yana Omanlı Devleti'nin İslamlaştırma politikaları (II. Abdulhamit'in İslamlaştırma politikasi ekseninde Êzidîler'i katletmesi) ile asimile edilen Êzidîler Osmanlı'nın mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti Devleti döneminde ise hala devam eden, malum Türkleştirme politikaları sonucu ve bunun son dönemeci olan, 1985'te PKK'ya karşı korucu olmayı reddettikleri için topraklarına el konularak yerlerinden edilmeleri ile yoğun bir imha yaşamışlardır, yaşamaktadırlar. Devletin yoğun imha politikasına karşı durmakta zorlanan Êzidîler için bu politika, yeni bir sürgünlüğün başlangıcı oldu. Çoğunlukla Avrupa'nın Almanya, Fransa ve Belçika ülkelerine göc eden Êzidîler'in geride bıraktıkları topraklarına devletce el konuldu, yağmalandı.
Güney Kürdistan'daki Êzidîler ise Kuzey Kürdistan'dakilere göre sayı olarak kısmen daha fazladırlar diyebiliriz. Burdaki Êzidîler daha cok Laleş, Singal, Şêxan, Ninova, Baadre, Behşika, Musul, Dohuq'un batısına düşen Xanke ve Zaxo'ya bağlı Derebûn köylerinde yaşamaktadırlar. Ayrıca bu yerleşim merkezlerinden Laleş bütün dünyadaki Êzidîleri için çok özel bir yere sahiptir. Laleş, bütün Êzidîlerin bir nevi kutsal mabedi, haç yeridir denilebilir. Dünyanın her yerinden Êzidîler, Laleşi ziyaret ederek buradaki ruhani önderliklere hizmet ediyorlar. Êzidî inancında diğer dinlerde de olduğu gibi birkaç dini bayramı bulunuyor. Her yılın Nisan, Ekim ve Aralık aylarında kutlanıyor bu bayramlar. Fakat baharın gelişi, Newroz ve Nisan'ın ilk Çarşamba gününe rasgelen Êzidî bayramı, ayrı önem taşımaktadır. Her yılın Nisan ayında Şengal dağına çıkarak dini bayramları olan "Çarşemba Sor"u kutluyorlar bu dönemde. Bu noktada belirtmekte fayda var ki, Êzidî inancı, tüm dünyada, sadece Kürtler arasındaki belli bir kesimin inancı olması gibi bir özelliğe de sahiptir. Bu din, ulusal olmasına rağmen, kapısını başka uluslara da kapatmamıştır. Herhangi bir ulusun bireyi bu dinin mensubu olabilir. İnanç bicimi anlamanında hemen belirtmek gerekir ki kamuoyunda yanlış biçimde "Şeytana Tapanlar" olarak adlandırılan Êzidîlerin inanışları arasında ne şeytana tapmak, ne de kötülüğü sembolize eden şeytan fikri vardır. Ve dahası, Êzidîler inançları geregi şeytan kelimesini ve buna benzeyen "kaytan", "şad", "şer", "melun" ve "lanet" gibi kelimeleri telaffuz bile etmezler. Ayrıca gene inanışa göre Melek Tavus'un çözülmez bir şekilde Tanrı'ya bağlı olmasıyla tek tanrılı olarak kabul edilebilecek Êzidî inancında, Tanrı ile insan arasında hizmet gören yarı ilahiler de var. Bu açıdan da ilginçtir ki Êzidîlik, Alevilikle büyük benzerlik gösterir. Kaldi ki Êzidîlik ve Alevilik bu yönüyle İslam inancı karşısında daima muhalif kimlikle durmustur ve bunun ağır bedellerini ödemiştir, ödemektedir maalesef. Hemen belirtmek isterim ki Êzidîler bu inançlarını besleyen ve kutsal saydıkları iki ayrı kitaba sahiptirler. Bunlar 1-) Meshaf Reş (Kara Kitap): 15. yy da yazılmıştır ve Yezidiler in mitolojisini anlatır. Ayrıca kitabın sonunda Yezidiler in yapmalarının yasak olduğu şeyler bildirilir. 2-) Kitab el Celve (Tanrısal İzahatlar): Daha geniş bir zaman diliminde yazılmış, Yezidiler i bilgilendiren bir kitaptır. Bu kitabın içide bu kitabın sadece Yezidiler tarafından okunması gerektiği ve yabancıların eline geçmemesi gerektiği bildirilmiştir. Bu kitaplar temel inancın rehberleri sayılır. Ayrıca bu inancı farklı kılan diğer bir özellik; inanca göre, Êzidîlikte "öteki dünya" fikri olmadığı için, ödüllendirme de cezalandırma da bu dünyada olur. Ve bu anlamda Êzidîler ne güzel diyorlar; "insanın inanışına ve yaşayışına göre dünya cennete de, cehenneme de dönüşebilir" diye.
Tarihleri boyunca tam 73 defa yaşadıkları katliamlardan kaynaklı, Êzidîlerin tüm dünyada 500 bin - 1,5 milyon kadar bir nüfusa sahip olmaları ciddi bir insanlık ayıbıdır şüphesiz. Bu durumun hiç bir kabul edilebilir yanı yoktur. Bu anlamda söylenebilecek tek şey; "Dolu olsun, boş olsun, inançları kısıtlayan ne varsa kaldırıp atılmalıdır."
-alıntı-
Efsaneye göre Tanrı'nın önce yanından kovup, yedi bin yıl sonra bağışladığı baş meleği Tavus, halkını göstermek için parmağıyla bir daire çizdi ve "daire içindeki bu halk benim halkımdır" dedi. Êzidî inanışına göre daire, ruh göçünü ve evrendeki uyumu ifade ediyordu. Ne var ki, Êzidîler, hem Müslümanlar hem Hıristiyanlarca şeytanla özdeşleştirilen Melek Tavus'a inanmanın bedelini yüzlerce yıldan beri ödüyorlar. Yezidiler uzak dağlara çekilmiş efsanevi bir halktırlar. Beyaz giysileri, dövmeleri, daireleriyle derin bir tarihleri var. Ve uzakta değil, bulunduğumuz coğrafyada yaşıyorlar(dı). Ve tarih boyunca bu topraklarda farklı din ve kültür inanç açısından azınlık durumunda olanlara uygulanan kıyımdan nasiplerini almışlardı bu insanlar. Kamuoyunda bilinen adlarıyla Yezidiler (Êzidîler), Ortadoğu'nun en eski Kürt asıllı halklarındandır. Dünya yüzünde, büyük bir çoğunluğu Kürdistan, Lübnan, Mısır, Cezayir, Gürcistan, Ermenistan (Erivan'ın köylerinde), Rusya (Moskova ve Sibirya'da) olmak üzere yaklaşık 1,5 milyon Yezidi'nin yaşadığı tahmin ediliyor. (Ancak bu sayıyı 500 bine kadar indiren kaynaklar da var.) 1800'lerin başında Mezopotamya topraklarında 120 bin, 1900'ların başında 37 bin, 1920'lerin başlarında genelde Ortadoğu, özelde Mezapotamya'da 18 bin olarak bilinmektedirler. Günümüzde ise Kuzey Kürdistan'ın, Mardin- Midyat, Şanlıurfa- Viranşehir, Siirt-Kurtalan, Batman-Beşiri, Diyarbakır-Bismil ve Çınar ilçeleri ile Hakkari ilinin bazı köylerinde yaşayan Êzidîler'in bu bölgelerdeki yaklaşık toplam sayıları sadece 600 civarındadır. 1800'lü yıllardan bu yana Omanlı Devleti'nin İslamlaştırma politikaları (II. Abdulhamit'in İslamlaştırma politikasi ekseninde Êzidîler'i katletmesi) ile asimile edilen Êzidîler Osmanlı'nın mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti Devleti döneminde ise hala devam eden, malum Türkleştirme politikaları sonucu ve bunun son dönemeci olan, 1985'te PKK'ya karşı korucu olmayı reddettikleri için topraklarına el konularak yerlerinden edilmeleri ile yoğun bir imha yaşamışlardır, yaşamaktadırlar. Devletin yoğun imha politikasına karşı durmakta zorlanan Êzidîler için bu politika, yeni bir sürgünlüğün başlangıcı oldu. Çoğunlukla Avrupa'nın Almanya, Fransa ve Belçika ülkelerine göc eden Êzidîler'in geride bıraktıkları topraklarına devletce el konuldu, yağmalandı.
Güney Kürdistan'daki Êzidîler ise Kuzey Kürdistan'dakilere göre sayı olarak kısmen daha fazladırlar diyebiliriz. Burdaki Êzidîler daha cok Laleş, Singal, Şêxan, Ninova, Baadre, Behşika, Musul, Dohuq'un batısına düşen Xanke ve Zaxo'ya bağlı Derebûn köylerinde yaşamaktadırlar. Ayrıca bu yerleşim merkezlerinden Laleş bütün dünyadaki Êzidîleri için çok özel bir yere sahiptir. Laleş, bütün Êzidîlerin bir nevi kutsal mabedi, haç yeridir denilebilir. Dünyanın her yerinden Êzidîler, Laleşi ziyaret ederek buradaki ruhani önderliklere hizmet ediyorlar. Êzidî inancında diğer dinlerde de olduğu gibi birkaç dini bayramı bulunuyor. Her yılın Nisan, Ekim ve Aralık aylarında kutlanıyor bu bayramlar. Fakat baharın gelişi, Newroz ve Nisan'ın ilk Çarşamba gününe rasgelen Êzidî bayramı, ayrı önem taşımaktadır. Her yılın Nisan ayında Şengal dağına çıkarak dini bayramları olan "Çarşemba Sor"u kutluyorlar bu dönemde. Bu noktada belirtmekte fayda var ki, Êzidî inancı, tüm dünyada, sadece Kürtler arasındaki belli bir kesimin inancı olması gibi bir özelliğe de sahiptir. Bu din, ulusal olmasına rağmen, kapısını başka uluslara da kapatmamıştır. Herhangi bir ulusun bireyi bu dinin mensubu olabilir. İnanç bicimi anlamanında hemen belirtmek gerekir ki kamuoyunda yanlış biçimde "Şeytana Tapanlar" olarak adlandırılan Êzidîlerin inanışları arasında ne şeytana tapmak, ne de kötülüğü sembolize eden şeytan fikri vardır. Ve dahası, Êzidîler inançları geregi şeytan kelimesini ve buna benzeyen "kaytan", "şad", "şer", "melun" ve "lanet" gibi kelimeleri telaffuz bile etmezler. Ayrıca gene inanışa göre Melek Tavus'un çözülmez bir şekilde Tanrı'ya bağlı olmasıyla tek tanrılı olarak kabul edilebilecek Êzidî inancında, Tanrı ile insan arasında hizmet gören yarı ilahiler de var. Bu açıdan da ilginçtir ki Êzidîlik, Alevilikle büyük benzerlik gösterir. Kaldi ki Êzidîlik ve Alevilik bu yönüyle İslam inancı karşısında daima muhalif kimlikle durmustur ve bunun ağır bedellerini ödemiştir, ödemektedir maalesef. Hemen belirtmek isterim ki Êzidîler bu inançlarını besleyen ve kutsal saydıkları iki ayrı kitaba sahiptirler. Bunlar 1-) Meshaf Reş (Kara Kitap): 15. yy da yazılmıştır ve Yezidiler in mitolojisini anlatır. Ayrıca kitabın sonunda Yezidiler in yapmalarının yasak olduğu şeyler bildirilir. 2-) Kitab el Celve (Tanrısal İzahatlar): Daha geniş bir zaman diliminde yazılmış, Yezidiler i bilgilendiren bir kitaptır. Bu kitabın içide bu kitabın sadece Yezidiler tarafından okunması gerektiği ve yabancıların eline geçmemesi gerektiği bildirilmiştir. Bu kitaplar temel inancın rehberleri sayılır. Ayrıca bu inancı farklı kılan diğer bir özellik; inanca göre, Êzidîlikte "öteki dünya" fikri olmadığı için, ödüllendirme de cezalandırma da bu dünyada olur. Ve bu anlamda Êzidîler ne güzel diyorlar; "insanın inanışına ve yaşayışına göre dünya cennete de, cehenneme de dönüşebilir" diye.
Tarihleri boyunca tam 73 defa yaşadıkları katliamlardan kaynaklı, Êzidîlerin tüm dünyada 500 bin - 1,5 milyon kadar bir nüfusa sahip olmaları ciddi bir insanlık ayıbıdır şüphesiz. Bu durumun hiç bir kabul edilebilir yanı yoktur. Bu anlamda söylenebilecek tek şey; "Dolu olsun, boş olsun, inançları kısıtlayan ne varsa kaldırıp atılmalıdır."
-alıntı-